07 Şubat 2021 / Pazar

BOĞAZİÇİ’NE BİRDEN BURADAN BAKIN

BOĞAZİÇİ’NE BİRDEN BURADAN BAKIN

Uzunca bir doküman olan AK Parti 2002 seçim beyannamesi ile taahhüt edilenler ile, yaşananlar arasında dağlardan daha büyük bir fark var.

AK Parti 2002 seçim beyannamesinden;

Üniversiteler Temel görevi özgürce bilgi üretmek, yaymak, ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel araştırma ve incelemeler yapmak ve nitelikli bir eğitim-öğretim vermek olan üniversitelerimiz, son yıllarda uygulanan yanlış politikalar nedeniyle problem yumağı haline gelmiştir. Öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısındaki artış, üniversite-sanayi işbirliğinin yeterince sağlanamaması, akademik özgürlüklerin kullanılmasında karşılaşılan güçlükler de üniversitelerimizin bilimsel araştırma potansiyelini açığa çıkarmalarına engel olmuştur. AKP Seçim Bildirgesi (2002)

Biriken bu sorunların çözümü için köklü bir reforma ihtiyaç vardır.

PARTİMİZ, üniversitelerin çağdaş anlamda öğretim ve araştırma kurumu olmalarını sağlayacak düzenlemeleri gerçekleştirecektir.

Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK), üniversiteler arasında koordinasyon sağlayan, standartlar belirleyen bir yapıya kavuşturulacak; üniversiteler idari ve akademik özerkliği olan, öğretim elemanları ve öğrencilerin serbestçe bilimsel faaliyette bulunduğu, araştırma ve öğretim kurumları düzeyine çıkarılacaktır.

Üniversiteler, her çeşit düşüncenin demokratik bir ortamda, hoşgörü içinde öğretilip tartışıldığı, yasakların ve sınırlamaların olmadığı özgür bir foruma dönüştürülecektir.

Bir proje çerçevesinde üniversitelerin öğretim elemanı, fiziki altyapı, dokümantasyon ve donanım ihtiyacı belirlenerek eksikliklerinin en kısa sürede karşılanması yoluna gidilecektir.

Rektör, dekan, bölüm başkanı, ana bilim dalı başkanı, enstitü müdürü gibi her kademedeki akademik yöneticinin seçimle işbaşına gelmesini sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.

PARTİMİZ, üniversitelerin yurt düzeyinde daha yaygın hale getirilmesinden yanadır. Ancak, yeni üniversitelerin kurulmasında objektif kriterler geliştirilecektir.

Üniversiteye yerleştirme sistemi, mesleki ve teknik eğitime talebi düşüren, haksız ve adaletsiz uygulamalara sebep olmaktadır.

Sınavlar, yarışmayı teşvik edecek ve adaleti sağlayacak şekilde değiştirilecektir.

Meslek eğitimi veren iki yıllık meslek yüksek okulları, üniversite bünyeleri dışında, ara insangücü yetiştirecek bir şekilde ayrı bir grupta toplanacaktır.

Açık öğretim, her yaştan ve meslekten insanın bir mesleği öğrenmesine ya da kendisini geliştirmesine imkan veren çok yönlü eğitim kurumları olarak yaygınlaştırılacaktır.

AK Parti’yi iktidara taşıyan bu söylemlerdi. Geçen 19 yıl içinde ne oldu da, verilen sözler unutuldu?

YÖK 12 Eylül darbesi vesilesi ile Türkiye’nin geleceğine vurulan en büyük darbelerden biriydi. YÖK sayesinde siyasi iktidarların önünde duran en büyük engellerden biri olan aydınlanma ve demokrasinin önüne kocaman bir duvar çekilmiş oldu. Her muhalifin gündeminde olan acilen değiştirilmesi gereken YÖK yasası, iktidara gelince birden bire unutuluverdi. YÖK sayesinde siyasi iktidarlar yüksek öğrenimi ve dolayısı ile genç beyinleri kontrol altına alabilmişer ve YÖK ün ne derece önemli bir kale olduğunu anlamışlardı.

Siyaset esnafı, 12 Eylül ile birlikte hayatımıza giren YÖK ü her geçen gün kendi siyasi emellerine hizmet edecek hale büründürdüler. Demokratikleşme ve özgürlük beklenirken, daha despot bir yönetim anlayışı yerleşti.

Özellikle bazı grupların akademi dünyasında yer edinmeleri FETÖ tarafından ele geçirilmesi ile kadrolaşma daha derin boyutlar kazanmaya başladı. Bol kesen dağıtılan akademik ünvanlar adeta kapışılır hale geldi. Bırakın üniversiteyi, ilkokulda ders verecek niteliğe sahip olmayanlar, akademik ünvanlar almaya başladı.

Bol keseden dağıtılan akademik ünvanlara ayrıca birer kadro gerekliydi. Bunun içi ise birkaç yöntem vardı

.1. Mevcut üniversitelerin, parçalanarak yeni üniversitelerin oluşturulması.

2. Neredeyse her ile bir üniversite açılması.

3. Cemaatlerin baskın ve sahip olduğu vakıf üniversitelerinin çoğaltılması.

Bu üç yöntem de acımasızca uygulandı. Sonuçta sayısal anlamda çok fakat niteliksiz üniversitelerimiz oldu. İş o noktaya vardı ki, tüm akademik kadroları oluşturulduğu halde, öğrencisi olmayan üniversiteler mezarlığına döndük.

Niteliksiz ve çok sayıda üniversite akademisyen ve bilim insanı yetiştirmek yerine diplomalı meslek sahipleri yetiştirmeye başladı. Üniversiteler adeta meslek edindirme kurslarına dönüştü.

Türkiye’de bulunan eski üniversitelerin ki, çoğunluğu İstanbul’da, konuşlandıkları araziler rant dünyasını cezbetmekte. Hatta, üniversiteler kadar bazı liseler de bu konuma sahip.

Türkiye’de eğitim düzeyi yüksek, dünya klasmanında önemli bir yere sahip, kendi kültürünü oluşturmuş, özellikle yurt dışında bulunan önemli üniversitelerin bir çoğunda mezunlarının yüksek lisans, doktora vs için kabul edilen çok az üniversitemiz kaldı. Bu okulların diplomaları referans olarak kabul ediliyor.

Ancak, bu okullardan mezun olanların diplomalarının referans kabul edilmesinin sebebi, bu okullarda bulunan akademisyenlerin kariyerleri ve bu hocaların verdiği eğitimi alan öğrencilerin kalibreleri, bilime bakış açıları ve evrensel bilimin esaslarına olan bağlılıkları.

Yazıya konu olan Boğaziçi Üniversitesi, sınavlarda en yüksek puan alabilenlerin girebildiği bir kurum. Daha yolun başında yapılan bu eleme ve sonrasında verilen eğitim. Ne yazık ki, mevcut siyasi iktidar bu nitelikli ve bilimşn evrensel kralları içinde yetişen öğrencileri kendileri için düşman görmekte. Zira bu kitle çok kolay tatmin olan ve yönetilebilen bir kitle değil.

Bütün bu sebeplerden dolayı Boğaziçi’ne ataması yapılacak rektör siyasi iktidarın sözünden çıkmayacak, emirleri kayıtsız şartsız yerine getirirken biadın dışına çıkmayacak birisi olmalıydı. Sonunda o isim bulundu.

Rektör istifa eder mi?

Asla edemez. Zira bunu yaptığı anda akademik kariyerinin biteceğini ve çizik yiyeceğini biliyor. Yukarıdan emir gelmediği sürece o koltukta oturmaya devam edecektir.

Rektör Melih Bulu ve türevleri akademi dünyasında var olduğu sürece akademisyenler önce üniversiteleri sonrasında da Türkiye’yi terk edecektir. Böylelikle emperyalist güçlerin istediği nitelikli beyin göçü devam edecektir.

Protestoar

Melih Bulu’nun rektör olarak atanması ile başlayan protesto gösterileri yine provoke edilmeye başladı. Bu provokasyonun ucunda malum cemaatler ve örgütler yine var. Zira, gösteriler rektör protestosundan başka yönlere doğru evrilmeye başadı. Bu durum ise siyasi iktidarın eline koz vermekte. Elbette toplumun her katmanı, üniversiteli olsun/olmasın bu alayı sonuna kadar protesto etmeli. Zira mesele sadece Boğazçi’nde görev yapan akademşsyen ve öğrencilerin değil, tüm ülke vatandaşlarının meselesidir.

Bundan dolayı protesto ederken sapla samanın karışmasını isteyenlere yol vermemek gerekir. Bunu Gezi Eylemleri ve sonrasında gördük. İnandırılmaya hazır kitle için “Gezi Eylemleri” siyasi iktidarın elinde hala koz olarak duruyor.

 


Bu haber 268 kez okunmuştur.


Paylaş:
Etiketler:

Yorumlar

Bu Makale için yorum bulunmamaktadır.

Yorum Yap

Yorumlar, yönetici tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Burası her türlü görüşe açık bir platformdur, kişi/lerin hak ve özgürlüklerine yönelik hakaret içermeyen her türlü düşünceniz "düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü" çerçevesinde tartışılabilir; fakat ifade özgürlüğünüz bir başkasının ifade özgürlüğünü "hakaret, küfür, aşağılayıcı" biçimlerle engellemeye dönüştüğünde ifade özgürlüğünüz malesef orada bitmektedir. Lütfen yorumlarınızı bu çerçeve içerisinde yazınız, aksi takdirde yorumlarınız onaylanmamaktadır.
* Zorunlu alanlar.


MAAS Havalandırma & İklimlendirme | Bursa Havalandırma | Bursa İklimlendirme
Para Birimi Alış Satış
Dolar (USD) 13.4510 13.3974
Euro (EUR) 15.2340 15.1732
Sterlin (GBP) 17.9317 17.7995